Tohum Islah Çalışmaları

Tohum Islah Çalışmaları

Dünya nüfusunun artması buna karşılık tarımsal faaliyetlerdeki kaynakların giderek tükenmesiyle gıdaya ulaşılabilirlikte ülkelerin birbirleriyle olan ticari ilişkileri kısıtlanmaya başladı. Üretimin mihenk taşı tohumlar artık stratejik bir önem kazanarak gıdaya erişimde etkin rol oynayacak gibi gözüküyor. Bugün üreticileri yerli tohumla buluşturarak Türkiye’nin ithalata bağımlı tohum alımını en aza indirmeyi hedefleyen HEKTAŞ, tohum ıslah çalışmalarında modern ıslah teknikleri kullanarak ülke ekonomisine katkı sağlama hedefinde.

Yüzyıllar boyu insan beslenmesi her şeyden önce geldi ve en önemli konu oldu. Bu nedenle bitkisel üretimdeki en mühim tarımsal girdilerden biri, tohum. Aynı zamanda güvenli ve kaliteli bir gıdanın da temelini oluşturan tohumun endüstriyel bir hâl alması son 150 yıllık bir süreci kapsıyor. Öte yandan son dönemde önemli ilerlemeler kaydeden genetik bilimi, bitki ıslahı ve  biyoteknoloji, tohumluk endüstrisinin giderek daha fazla bilime dayalı olmasını sağladı. Bugün tohum ıslah çalışmalarıyla, Türkiye ekonomisi açısından önemli tarım ürünlerinin, üretici ve  tüketicilerin istekleri doğrultusunda yüksek verim ve kalite bakımından geliştirilmesi hedefleniyor. Son yıllarda tarım sektörünün dışa bağımlılığının azaltılması için özel sektör ve kamu ıslah  kuruluşlarında bitki ıslah çalışmaları hız kazanmış durumda. Bu nedenle Türkiye’de yürütülen ıslah çalışmalarında klasik ıslah yöntemlerinin yanında moleküler ıslah tekniklerinin de entegre edilmesi, yabancı tohumculuk firmalarının geliştirdiği ürünlerle rekabet edilebilmesi için önem arz ediyor.

Moleküler İşaretleyiciler ıslah uzmanlarının en büyük yardımcısı

Dünya üzerinde nüfusun giderek artması ve buna karşılık kaynakların sınırlı olması ve azalmaya başlaması tarım sektöründeki tüm faaliyetlerin daha verimli bir o kadar da zamana karşı  yapılmasını zorunlu kılıyor. Bu nedenle klasik tohum ıslahı çalışmalarının yanında modern ıslah programları yürütmek şart. Bugün gelişen bilim ve teknolojiyle birlikte tohum ıslahındaki teknolojik gelişmelere bakıldığında Moleküler Markır Sistemi denilen ileri teknoloji, DNA analizleri ve doku kültürü görülüyor. Moleküler Markır Sistemi’nde moleküler işaretleyiciler yardımıyla yapılan seleksiyon çalışmaları, bitki ıslah uzmanlarına melezlemenin ardından, seçilecek bitkide istenen genin olup olmadığını (tek kopyam / çift kopya – heterozigot / homozigot) takip etmede yardımcı oluyor. Moleküler işaretleyiciler, genomda bir gen bölgesi veya gen bölgesi ile ilgili bir DNA parçasına karşılık gelip o bölgede istenen parçanın olup olmadığının belirlenmesini sağlıyor. Örneğin ıslah çalışmalarında bir hastalığa dayanıklı çeşit ıslah etmek için melezlemeden sonra genetik açılım gösteren materyale hastalık bulaştırarak dayanıklı bitkileri seçmek mümkün. Ancak hastalık belirtilerini her zaman görmek kolay olmadığından ve dayanıklı bitkilerin homozigot / heterozigotluk durumunu ayırt etmediğinden, hastalığa dayanıklı geni taşıyan bitkileri belirlemek için moleküler işaretleyiciler kullanmak bu aşamada büyük fayda sağlıyor.

Moleküler işaretleyicilerden tohumluk üretim aşamasında üç şekilde faydalanmak mümkün. Örneğin tohum üretiminde kullanılacak ana ve baba hatlarının saf olup olmadığını belirleyebiliyor.
Bunun için de örnek tohumlar alınıyor ve içlerinde genetik safiyeti bozan farklı bireyler olup olmadığı saptanabiliyor. Bu çalışmalarla hibrit üretimi öncesi ana ve baba hatların karışık olup  olmadığını tespit etmek kolaylaşıyor. Aynı şekilde tohumların ne kadar doğrulukta melezlendiği (kendileme / hibritlik), dışarıdan polen alıp almadığı (yabancı döllenme) belirlenmesi ve orijinal veya sertifikalı tohumluk üretiminde fiziki / genetik karışıklık olup olmadığı da yine moleküler işaretleyiciler sayesinde kolay hâle geliyor.

Tohum ıslahında iklim değişikliği göz önünde tutulmalı

Uzun yıllardır sektördeki başarılarını hız kesmeden devam ettiren Türkiye’nin en büyük yerli tarım firması HEKTAŞ, bitki koruma ve bitki besleme sektöründeki Ar-Ge çalışmalarını tohum ıslahı alanına da taşıyor. Hedefi ise yerli tohum üretimi yaparak hem Türkiye ekonomisine hem de tarım sektöründeki paydaşlarına katkı sağlamak. Gerçekleştirdiği Ar-Ge programlarıyla Türkiye’nin tohum ithalatını azaltmayı hedeflediği gibi ihracatı arttırmayı da amaçlıyor.

İlk etapta yola, Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü ve TÜBİTAK iş birliği ile pamuk ıslahı alanında başlattığı çalışmalarla çıkmıştı. 2019 yılında bünyesine kattığı AREO Tohumculuk ile tohum ıslah çalışmalarına devam ediyor. Yürüttükleri ıslah çalışmalarında özellikle son 2 yıldır kalite kriteri olarak adlandırılan lezzet, aroma ve koku gibi hususları öne çıkarttıklarını belirten Areo Tohum Teknik Direktörü Dr. Duran Şimşek, “Çalışmalara nihai tüketiciden başlayarak onların beklentileri doğrultusunda tohum geliştirirken, 3 kriter bizim hedef noktamız oldu. Hal ve komisyoncu kesimi açısından önem verdiğimiz kriter, ürünlerin uzun raf ömrüne sahip olması. Üreticiler içinse hastalıklara dayanıklı ve yüksek verimli çeşitler geliştirmeyi hedefliyoruz” diyor. Tarımsal faaliyetlerde üreticilerin en büyük isteği bitkilerde hastalık olmaksızın birim alandan yüksek verim elde etmek. Bu anlamda Şimşek, moleküler biyoteknolojiyi kullanarak bitkilere hastalık dayanıklılığı aktardıklarını söylüyor; verimi yüksek, raf ömrü uzun, aromatik, lezzetli ve görsel bakımdan iyi bir ürün geliştirmek için çalışmalar yürüttüklerinin altını bir kez daha çiziyor.

Dünya Tohum Üretim Değerleri (2020)

Dünya toplam tohumluk üretim değeri yaklaşık 50 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

  • ABD 12 milyar dolar
  • Çin 10 milyar dolar
  • Fransa 2.8 milyar dolar
  • Brezilya 2.1 milyar dolar
  • Türkiye 0.75 milyar dolar

Tohum ıslah çalışmaları yürütürken doğa kaynaklı faktörleri göz önünde bulundurarak tohum geliştirmek de önem verilmesi gereken bir diğer konu. İklim değişikliği nedeniyle kuraklığın son yıllarda Türkiye’de iyice hissedilir olması bitkileri de tehlike altına soktu. Areo Tohum Islah Uzmanı Ersan Çan, “İklim değişikliği ile ilgili yapılan çeşitli çalışmalara göre Türkiye’nin maalesef iklim değişikliğinden kuraklık başta olmak üzere gece ile gündüz sıcaklık farkının oldukça fazla olması anlamına gelen gündüz yüksek sıcaklık ve gece düşük sıcaklık gibi abiyotik stres  aktörlerinin etkisi altına gireceği öngörülüyor” diyor. Hatta yapılan modellemelere göre bu uzun süreç sonunda Anadolu’nun çölleşmesinin dahi söz konusu olduğunu belirtiyor.

Oluşacak kuraklığın yanında yüksek sıcaklık gibi bir stresin de eş zamanlı olarak ortaya çıkmasının bitkilerin yaşamının ve sağlıklı gelişmesinin önünde oldukça büyük bir stres oluşturacağını vurgulayan Çan, HEKTAŞ ve Areo’nun tohum ıslah uzmanları olarak bu süreçleri yakından takip ettiklerini ve başladıkları mısır, pamuk, buğday, arpa ıslahı programlarında ve yakında başlayacakları ayçiçeği ıslahında ana hedeflerinin kuraklığa oldukça toleranslı çeşitler ortaya çıkartmak olduğunu söylüyor. Bunun yanında bir diğer hedeflerinin yüksek ve düşük sıcaklıklardan daha az etkilenen çeşitler geliştirmek olduğunu ekliyor. Söz konusu tüm abiyotik stres faktörleri HEKTAŞ için öncelikli hâle gelmiş durumda. Çan, tüm çalışma ve yöntemlerini bu faktörlere göre düzenlediklerini belirterek “Bu abiyotik streslere toleranslı tek bir çeşit üzerinde ortaya çıkartmak oldukça maliyetli ve zahmetli bir iş. Bu yüzden ıslah ekibi olarak bu konuda dünyadaki gelişmeleri de yakından takip ediyoruz” diyor.

CRISPR-Cas9 insanlık tarihinde dönüm noktalarından biri

Moleküler yöntemler kullanarak yapılan bitki ıslah çalışmalarının yanında yeni geliştirilen gen düzenleme teknolojileri sayesinde dışarıdan gen aktarmak yerine canlının DNA’sı istenilen şekilde değiştirilebilir hâle geldi. Bu yöntemlerden biri olan CRISPR-Cas9 sistemi çok hızlı şekilde ilerleme gösteriyor. CRISPR-Cas ilk kez 1987’de Japon araştırmacılar tarafından E. coli bakterisinde rapor edildi ve CRISPR-Cas9 sistemi de 2012 yılında geliştirildi. Bazı bakterilerde ise CRISPR-Cas9 sistemine benzer bir sistem bulunuyor. Bir bakteriye virüs girdiğinde bakteri virüsün DNA’sını parçalıyor ve o virüsü tanımak adına bir bölümünü kendi DNA’sına ekliyor. Bu sistem bitki ıslahında, ıslah edilecek genomun çeşitli kısımlarına ekleme, çıkartma ya da DNA dizilimlerinde kontrollü mutasyon yapma imkanı tanıyor. Böylece çeltikte salkım tipinin değiştirilmesi, soyada çiçeklenme gün sayısının değiştirilmesi, kavunda albio tip, limonda hastalığa dayanıklılık ve domateste erkencilik gibi konularda CRISPR-Cas9 sistemi kullanılarak değişiklikler yapıldı. Bu nedenle söz konusu yöntem, bitki ıslahı için yeni genetik varyasyonlar yaratma açısından çok büyük imkanlar sağlıyor.

İnsanlığın gelişiminde ilk taş aletin ve akabinde tekerleğin icadı, ateşin bulunması, sonrasında insanların tarıma geçişi ve yerleşik hayata başlaması, yazının icadı, Sanayi Devrimi ve bunu izleyen süreçte de Yeşil Devrim’in gerçekleşmesi gibi dönüm noktaları olduğunu belirten Ersan Çan, CRISPR Cas9 tekniğinin bulunmasının da bu dönüm noktalarından biri olduğunu söylüyor: “Klasik yöntemlerle yapılan bitki ıslahı 10-12 sene gibi uzun bir zaman dilimini kapsarken özellikle bitkilerde hastalık direnç ıslahı, yani bitkilere hastalık dayanımının kazandırılması oldukça zor ve başarı şansı düşük bir süreç.” CRISPR Cas9 yöntemi ise bitki ıslahına hız kazandırmakla birlikte spesifik noktalarda başarı şansını da arttırmakta. Örneğin buğday bitkisinde küllemeye (Blumeria graminis f. sp. graminis) hassaslık oluşturan baskın MLO genlerinin kapatılması çok yüksek genetik dayanıklılık kazandırdı. Ancak bugün CRISPR Cas9 teknolojisi ile bitkiye bazı hastalıklara karşı tam dayanıklılık kazandırılması ve bunun çok kısa sürede yapılabilmesinin mümkün olduğu belirtiliyor.

Tohum stratejik hedef oldu

Tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de 2020’nin ilk çeyreğinde etkisi altına alan ve hâlâ devam eden Covid-19 pandemisi tarımsal faaliyetlerin ve gıdaya erişimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Ülkelerin kapılarını birbirine kapatması gibi endişe yaratan olaylar yaşandı, ihracat ve ithalatlar askıya alındı. Tüm bunlardan hareketle tarıma yönelik atılacak her adımda dışa bağımlılığı olabildiğince azaltmak, yerli üretimi geliştirmek ve teşvik etmek bir tercih meselesi olmaktan çıkıp zorunluluk hâlini aldı. Zira özellikle tarıma ve gıdaya dair herhangi bir konu artık stratejik öneme sahip durumda. Bugün Türkiye’de hâlâ tohum sektöründe ciddi bir açık söz konusu ve bu açık ithalatla kapatılmaya çalışılıyor. Bu nedenle HEKTAŞ son yıllarda tohum ıslahı ile ilgili yaptığı Ar-Ge çalışmalarına hız verdi. Diğer iş birimlerindeki profesyonel gücü ve Türkiye’nin neredeyse her yerine etkin şekilde ulaşabilme potansiyeli, ıslah çalışmalarında önemli rol oynuyor. “Tohum, üretimin temel taşı” diyen Duran Şimşek, üreticilerin üretim aşamasında gerek bitki beslemeden gerek kendi gelirinden zaman zaman kısmalar yapsa da tohumdan asla taviz veremeyeceğini söylüyor: “Tohum yoksa üretim yapılamaz. Bu işin olmazsa olmazı tohum. Pandemiyle birlikte gıdaya ulaşılabilirlik zorlaştığı için tohum artık stratejik bir hedef oldu. Bu nedenle gıda güvenliğini öne çıkartıp, kendi tohum çeşitlerimizi geliştirerek dışa bağımlılığımızı azaltmamız gerekiyor.”

HEKTAŞ, tohum ıslah çalışmalarında klasik ıslah denilen melezleme yöntemiyle modern ıslah adı verilen moleküler markır ve doku kültürünü kullanıyor. Bu sayede zamandan tasarruf edilerek 4-5 yılı bulan çalışmalar 2-2,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlanabiliyor. Modern ıslah yöntemi aynı zamanda küçük konsantre alanlarda çalışma yapılmasına da imkan sağlıyor. Tarlada 10 dekarlık bir alana yerleştirilen ıslah materyalleriyle seleksiyon yaparken sonuçların tamamen tesadüfe dayandığını belirten Şimşek, “Modern ıslah teknikleri kullanarak her bir sebzeden çok küçük yaprak örneği alıyor ve laboratuvarda 40’a yakın kritere yönelik analizlerini yapıyoruz. Böylece bitkinin hangi hastalıklara hassas veya dayanıklı olduğunu daha bitki fide dönemindeyken analiz edebiliyoruz” diyor.

Laboratuvar sonuçlarına göre sağlam olan bitkileri seçip 4-5 dekar gibi küçük bir alana emin ve güvenli şekilde diktiklerini belirtiyor. Aksi hâlde ortamda patojen olmadığı dönemlerde bitkinin dayanıklılığını anlamak mümkün değil. Çalışmaların başında bu doğrultuda strateji geliştirerek melezleme programı yürüttüklerini belirten Şimşek, “Doku kültürüyle zamanı kısaltıyoruz, biyoloji laboratuvarıyla da yaptığımız çalışmalardan emin oluyoruz” diyor.

Tohum ıslah çalışmalarında her bitki kendi özelinde düşünülerek ona has programlar hazırlanıyor. Ancak kuraklık ve yüksek sıcaklık toleransının, ıslahını yaptıkları her bitkide ortak kriterleri oluşturduğunu söyleyen Ersan Çan, “Silajlık mısır ıslahında, hastalık dayanımının olması, yüksek verim, yatma-yıkılma olmaması, yüksek kalite değerlerinin yanında yeşil kalabilme özelliğinin  olması gibi kriterlere özen gösteriyoruz” diyor. Danelik mısır ıslahında yine silajlık mısır ıslahındaki özelliklerin yanında tane nemini hızlı atması gibi kriterlere baktıklarını belirten Çan, “Buğday ıslah programında hastalık dayanımına, yüksek verime, yüksek kalitenin yanında orta boylu olmasına; ayçiçeği ıslahında ise orobanş (canavar otu) ve mildiyö dayanımına, yüksek verim, yüksek yağ oranı, zirai ilaç toleransı gibi faktörlere dikkat ediyoruz” diye ekliyor.

Buğday tohumu ıslahında bölge faktörü kritik öneme sahip

Buğday ıslah çalışmalarına bakıldığında, ıslah çalışmaları ekmeklik ve makarnalıklarda ayrı ayrı olmak üzere yazlık ve kışlık gelişme tabiatına sahip çeşitler olarak bulunuyor. Islah programlarının hazırlık aşamasında ise bu kriterler göz önünde bulunduruluyor. Devletin yürüttüğü ıslah programlarında her bölgede ayrı ayrı çalışmalar yapıldığını belirten Areo Tohum Tohum Ürün Yöneticisi Dr. Emin Dönmez, “Özel firmalar bölgelerde birkaç merkezde çalışma yürütebiliyorlar ve geliştirdikleri çeşit adaylarını değişik bölgelerde deniyorlar” diyor. Islah programlarının amacı ise bölge nezdinde değişiklik sergiliyor: “Karadeniz’de kuraklık önemli bir etken değilken, İç Anadolu’da kuraklığa karşı çeşitlere önem vermek gerekiyor. Hatta burada kuraklığa toleranslı çeşit ile bazı sulak bölgeler için sulu çeşit geliştirmek zorundayız. Ayrıca kuraklığın hangi bölgelerde hangi yükseklikte ve ne zaman ortaya çıktığının bilinmesi de önemli bir ayrıntı.” Sulu çeşidin yaprakları daha kalın ve boyu kısa; kurağa dayanıklı çeşidin yaprak ve gövdesi daha ince ve boyu daha uzun oluyor. Tüm bunların yanında buğdaydaki hastalıkların da yine bölgeden bölgeye farklılık sergilediğini belirten Dönmez, çalışmalarda bu farklılıkları göz önünde tuttuklarını ekliyor.

Verim ve kalitenin önemini koruduğu buğdayda kaliteli tohumlar belirli bir irilikte ve yüzde 85-90’ın üzerinde çimlenme gücüne sahip oluyor. Dönmez, ekilen tohumların tohumluk olarak bir standarda sahip olamamışsa çimlenme oranı düşük ve dane iriliklerinin daha küçük kalabileceğini vurguluyor. Bu nedenle çıkış sonrasında üründen alınacak verimde düşüşler yaşanması kaçınılmaz. Yine geliştirilen kaliteli tohumlar hastalıklara karşı direnç gösterdiğinden çimlenme ve çıkış döneminde bir sorunla karşılaşılmıyor. Çeşit isimlerine göre yüksek safiyette satıldığı bu nedenle sertifikasız ve karışık hâlde bulunan tohumlara oranla daha pahalı olduğunu söyleyen Dönmez, buna karşılık ürün kalitesinin ve üretici gelirlerinin daha yüksek olacağının altını çiziyor.

Bitkiden sağlıklı ve verimli ürün elde etmek ıslah çalışmaları yürüten uzmanlar kadar üreticilerin de özen göstermesi gereken bir konu. Bu nedenle üreticilerin tohum seçiminde bilinçli şekilde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Dönmez, “Bölge değerlerinin göz önünde tutulması, tohumun tohumluk kalitesinin ve besin değerinin yüksek olması gibi hususlar dikkate alınarak tohum seçilmeli” diyor. Bilinçli üretim yapan üreticiler ilk defa aldıkları tohumları küçük bir alanda test ettikten sonra çıkan sonuca göre bir sonraki sezonda tohumun ekim alanını genişletiyor ve böylece kötü sonuçlara maruz kalmıyor. Üreticilerin tohum seçerken dikkat ettiği bir başka konu da çeşitlerin iklime göre ekilmesi. “Kuraklığın çok olduğu dönemlerde kurak çeşitlerin ekimi daha yoğun oluyor” diyen Dönmez, iklim şartlarının daha iyi seyrettiği yıllarda üreticilerin çevre şartlarına dayanımı farklı çeşitlerden ekim yaparak karşılaşabilecekleri zararı düşürmeye çalıştıklarını söylüyor.

HEKTAŞ’ın hedefi dünya tohum pazarında etkin bir aktör olmak

HEKTAŞ, sebze grubunda domates, hıyar, biber, patlıcan, kabak ile tarla bitkilerinde buğday, mısır ve pamukta ıslah çalışmalarına devam ederken, 2021 yılı itibarıyla domates, biber, patlıcan ve hıyarda kendi çeşitlerini sahaya dikmeyi öngörüyor. Geliştirme aşamasında olan bu çeşitleri Şubat – Mart aylarında üreticilerin tarlalarına dikerek gözlem yapacaklarını söyleyen Duran Şimşek, bunun sonucunda 2021’in ikinci yarısında ürünlerin tescilini alıp satışa başlamayı planladıklarını belirtiyor.

HEKTAŞ VE TAGEM’DEN PAMUK ÇEŞİTLERİ GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI

HEKTAŞ, TAGEM’e bağlı Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü ve TÜBİTAK iş birliği ile hayata geçirdiği, “Türkiye’deki Farklı Pamuk Ekim Alanlarına Uygun, Lif Verimi ve Kalitesi Yüksek, Verticillium Solgunluğuna Tolerant Yerli Pamuk Çeşitleri Geliştirme Çalışmaları” projesi kapsamında;

  • İlk fazda, yüksek verim ve lif kalitesi özelliklerine sahip tohumlar geliştirerek zengin pamuk ıslahı materyalleri üretecek.
  • İkinci fazda, pamuk ileri hatlarının Aydın, Adana, Şanlıurfa, Kahramanmaraş gibi farklı pamuk üretim bölgelerinde denenerek tescil aşamasına getirilmesini sağlayacak.

Bugün Türkiye’de sebze grubunda; domates, biber, hıyar ve patlıcanda 350-400 milyon dolarlık dış kaynaklı bir tohum pazarı var. 10 sene öncesine kadar yerli üretimin katkısının yüzde 1-2’lerde olduğunu ancak şimdilerde bu rakamın yüzde 20’lere kadar çıktığını belirten Şimşek, “Bu oran yüzde 80-90’lara geldiği zaman dışa bağımlı olmaksızın kendi ürettiğimiz yerli tohumlara sahip olacağız” diyor. Ayrıca dünya nüfusunun artmasına oranla kaynaklarda olumlu yönde herhangi bir değişiklik yok. Türkiye’de tarıma elverişli alanlarda domates, biber, hıyar gibi ürünlerden elde edilecek tonaj miktarlarının belli olduğunu söyleyen Şimşek: “Biz dekar başına alınacak kilodan ziyade dekardan elde edilecek besin değerine odaklandık. Bu nedenle C vitamini, likopen oranı ve  çinko gibi değerleri arttırmaya çalışıyoruz.” Kısacası ıslah çalışmalarında ürünlerin besin değerlerini yükseltmeye önem verdiklerinin altını çiziyor.

İnsanların ve kültüre alınmış besi hayvanlarının beslenmesinde en önemli paya sahip tarla bitkileri tarımında çeşitli nedenlerle oluşacak bir rekolte kaybının dünyada açlığa ve kıtlığa sebep olabileceğini belirten Ersan Çan, tarla bitkileri tohumculuğunun stratejik bir mesele özellikle yerli tohumun bir beka meselesi olduğunu vurguluyor.

HEKTAŞ’ın, bir OYAK şirketi olmasından dolayı bu yöndeki çalışmalarda hedeflerinin de küçük ölçekli olmadığını ekliyor: “Tarla bitkileri tohumculuğunda hedefimiz, ülke içinde büyük bir oyuncu olmanın yanında uluslararası bir tohum firması olmak ve dünyada tarla bitkilerinin olduğu her ülkede, tohumlarımızla var olmayı başarmak.”

HEKTAŞ’ın Türkiye’de büyük bir güven unsuru olduğuna dikkat çeken Dr. Emin Dönmez ise buğday ıslah çalışmalarındaki amaçlarının üreticilerin doğru seçimler yaparak, kaliteli tohumlar kullanarak daha iyi kazanç elde etmesini sağlamak olduğunu belirtiyor. Ayrıca sektörde en iyi şekilde yer almayı hedeflediklerini, geçen yıl 6, önceki sene ise 8 çeşit adayı sunduklarını söyleyerek, “Çeşitlerin bir kısmı İç Anadolu’da kurak ve sulu şartlara uygun çeşitler, bir kısmı Trakya’ya bir kısmı Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’ne uygun olacak çeşitler. Bu çeşitler tescil aldığı zaman piyasada kaliteli tohumlarla yer alacağız ve payımızı genişleteceğiz” diye vurguluyor. HEKTAŞ’ın sadece Türkiye tohum pazarını değil, global çaptaki pazarı da hedefleyerek bu alanda önemli bir aktör olmayı amaçladığını söyleyen Dr. Duran Şimşek, stratejilerini bu doğrultuda yaptıklarını belirtiyor. Böylece HEKTAŞ, tescili alınacak tohumlarla önce yurt içi pazarında ardından Orta Doğu, Avrupa ve ABD pazarlarında da ihtiyaçlar doğrultusunda rekabet gücü yüksek şekilde yer alma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

TÜRKİYE TOHUMCULUK SEKTÖRÜNÜN MEVCUT DURUMU

Tohumculuk sektöründe Ar-Ge’ye aktarılan pay (2020)

  • Güney Kore % 4,36
  • Japonya % 3,35
  • ABD % 2,79
  • OECD ülkeleri % 2,4
  • AB ülkeleri % 1,98
  • Türkiye %1

Türkiye’de sertifikalı tohum üretim miktarı (2019)

35-40 yıllık bir geçmişe sahip olan Türkiye tohumculuk sektöründe, 2019 yılı itibarıyla sertifikalı tohum üretimi 1 milyon 134 bin 533 tona ulaştı.

Türkiye’de tescilli çeşit sayısı (2020)

  • Tarla bitkilerinde 4 bin 313
  • Sebzelerde 6 bin 339
  • Meyve ve bağda 1402